Trans Selin ile Bomonti’de Kaybolan Bir Akşamın Hikâyesi
Selin telefonun ekranına üçüncü kez baktığında aynı sokağın başına yeniden geldiğini fark etti. Önce bunu kendine itiraf etmek istemedi. Çünkü yaklaşık on dakika önce, gayet kendinden emin bir şekilde “Ben burayı biliyorum” demişti. Şimdi karşısında yine aynı küçük büfe, aynı köşedeki motosiklet ve camında sarı ışık yanan aynı dükkân vardı.
“Tamam,” dedi sonunda. “Galiba kayboldum.”
Bunu söylerken güldü. Panik yoktu zaten. Gideceği yere yetişmesi gereken kesin bir saat de yoktu. Arkadaşlarından biriyle Bomonti tarafında buluşacak, biraz oturacak, belki daha sonra başka bir yere geçeceklerdi. Plan bundan ibaretti. Hatta plan denirse.
Akşamın tuhaflaşması da tam burada başladı.
Her Şey Yanlış Sokağa Dönmesiyle Başladı
Telefonundaki harita “120 metre sonra sağa dön” diyordu. Selin sağa döndü. Bir süre yürüdü. Sonra harita fikrini değiştirmiş gibi yeniden hesaplama yaptı.
“Bu telefonun benimle kişisel bir meselesi var,” diye söylendi.
İki dakika sonra karşısına çıkan sokak ona hiç tanıdık gelmedi.
Bomonti’de akşam saatlerinde ara sokaklarda yürürken birkaç yüz metre bazen insanın tahmin ettiğinden daha uzun gelebiliyor. Özellikle nereye gittiğinizi tam bilmiyorsanız. Selin’in başına gelen de biraz buydu. Ana caddeye çıkacağını düşünürken kendisini daha sakin bir sokakta bulmuştu.
Bir tarafta ışıkları hâlâ açık küçük bir işletme vardı. Diğer tarafta apartman girişleri. Birkaç kişi konuşarak yanından geçti. Selin tekrar telefonuna baktı.
Arkadaşından mesaj geldi:
“Neredesin? Yarım saattir geliyorum diyorsun.”
Selin cevap yazdı:
“Teknik olarak geliyorum. Sadece hangi yönden geldiğim biraz belirsiz.”
Mesajın ardından telefon çaldı.
“Konum atsana.”
“Atıyorum ama önce ben konumumu anlayayım.”
Karşı taraftan kahkaha geldi.
Kısa Yol Diye Bir Şey Gerçekten Var mı?
Selin’in anlattığına göre en büyük hata tam bundan sonra yapılmış.
Sokak başında duran birine yolu sormuş. Adam oldukça emin konuşmuş:
“Şuradan dümdüz git, ikinci soldan dön. Daha kısa.”
İnsan “daha kısa” sözünü duyunca nedense bütün şüphelerini bir kenara bırakıyor. Selin de bırakmış.
İkinci sola döndü.
Beş dakika yürüdü.
Sonra bir beş dakika daha.
Sonuç?
Başladığı noktaya göre buluşacağı yere daha uzaktaydı.
- “Kısa yol” her zaman kısa değildir.
- Telefonun şarjı yüzde 12 iken haritayı sürekli açık bırakmak pek parlak bir fikir sayılmaz.
- “Ben burayı biliyorum” cümlesini mümkün olduğunca geç kurmakta fayda var.
Bomonti’de Plansız Bir Kahve Molası
Telefonun şarjı yüzde 9’a düştüğünde Selin artık yürümeyi bıraktı.
“Ben kahve içeceğim. Beni bulmak isteyen gelsin bulsun,” diye arkadaşına sesli mesaj gönderdi.
Yakınındaki küçük bir yere girdi. Aslında kahve içme fikri birkaç dakika önceye kadar aklında bile yokmuş. İçeride çok az kişi vardı. Bir köşeye oturdu, telefonunu masaya bıraktı ve şarj edecek bir priz aramaya başladı.
Çalışanlardan biri durumu fark etmiş olacak ki:
“Şarj mı lazım?” diye sordu.
“Şarjdan çok navigasyon lazım ama şarjla başlayabiliriz.”
Bu cümleden sonra masada küçük bir gülüşme olmuş.
Telefon şarja takıldı. Selin de nihayet arkadaşına düzgün bir konum gönderebildi.
“On dakika sonra oradayım,” cevabı geldi.
Selin bu kez özellikle cevap vermedi. Çünkü o akşam “on dakika” kavramına olan güvenini biraz kaybetmişti.
Masaya Oturan Yabancı ve Eski Bomonti Muhabbeti
Arkadaşını beklerken yan taraftaki masada oturan iki kişinin konuşması kulağına takılmış. İnsan bazen dinlemek istemese bile birkaç kelime duyunca konuşmanın devamını merak ediyor.
Konu eski İstanbul sokaklarından açılmış.
Bir süre sonra masadaki adamlardan biri Selin’e dönüp:
“Siz buralı mısınız?” diye sormuş.
Selin kahvesini masaya bırakıp:
“Şu an nerede olduğumu yarım saat bulamadığıma göre çok buralı sayılmam,” demiş.
Bu cevap yeni bir sohbet başlatmış.
Adam uzun yıllardır çevrede yaşadığını anlatmış. Sokakların nasıl değiştiğinden, eskiden hangi dükkânların olduğundan, bugün büyük binaların bulunduğu bazı yerlerin yıllar önce nasıl göründüğünden bahsetmiş.
Selin daha sonra anlatırken burada özellikle durdu.
“İşin garibi, kaybolmasaydım o adamla hiç konuşmayacaktım. Bazen yanlış sokağa giriyorsun ama gecenin en güzel muhabbeti oradan çıkıyor.”
Sohbet yaklaşık on beş dakika sürmüş.
Bu sırada beklenen arkadaş hâlâ ortada yok.
Bu Kez Kaybolan Selin Değildi
Telefon çaldı.
“Ben geldim ama seni göremiyorum.”
Selin çevresine baktı.
“Ben içerideyim.”
“Hangi içeride?”
Mekânın adını söyledi.
Telefondaki sessizlik birkaç saniye sürdü.
“Ben başka yere gelmişim.”
Selin kahkahayı basmış.
Yaklaşık kırk dakika boyunca kaybolduğu için dalga geçilen kişi, bir anda masadaki en haklı insana dönüşmüştü.
“Sakın hareket etme,” dedi arkadaşına. “Şimdi sen kayboldun. Bu anın biraz tadını çıkarmak istiyorum.”
Bir Saatlik Buluşma Nasıl Üç Saate Uzadı?
Sonunda buluştular.
Normal şartlarda kahvelerini içip başka bir yere geçeceklerdi. Fakat plan zaten çoktan dağılmıştı. Selin’in az önce tanıştığı kişilerle sohbet devam etti. Bir kahve daha söylendi.
Konu bir ara müziğe geldi.
Sonra eski telefonlara.
Ardından herkesin hayatında en az bir kere yanlış otobüse binip binmediğine.
Bu son konuda masadaki herkesin anlatacak bir hikâyesi çıktı.
- Biri yıllar önce yanlış vapura binmişti.
- Bir başkası uyuyakalıp otobüsün son durağına kadar gitmişti.
- Selin ise o gece yalnızca birkaç sokak ötede kaybolarak listeye daha mütevazı bir katkıda bulundu.
Sohbetin en komik tarafı, bir noktadan sonra kimsenin ilk olarak neden orada bulunduğunu hatırlamaması olmuş.
“Bazen Program Yapmamak Daha İyi”
Gece ilerlediğinde Selin ile biraz bu mesele üzerine konuştuk. Plan yapmayı sevip sevmediğini sordum.
“Severim,” dedi.
Sonra birkaç saniye düşündü.
“Ama yaptığım planlara uyduğum pek söylenemez.”
— O zaman neden plan yapıyorsun?
“Bozulacak bir şey olsun diye herhalde.”
— Bu akşam gerçekten kaybolduğunda sinirlenmedin mi?
“İlk beş dakika hayır. On beşinci dakikada biraz. Aynı büfeyi ikinci kez görünce kendimden şüphe ettim.”
— Harita yanlış mıydı?
“Hayır, büyük ihtimalle sorun bendim. Haritaya suç atmak daha kolay geliyor.”
— Tekrar olsa?
“Bu kez taksiye binerim.”
Bir an sustu.
“Gerçi o zaman bu hikâye olmazdı.”
Bazen gidilecek yeri birkaç dakika geç bulmak, hiç hesapta olmayan insanlarla karşılaşmaya ve sonradan anlatılacak küçük bir hikâyenin ortaya çıkmasına yetiyor.
Bomonti Gecesinin Sonunda
Saat ilerlemişti. Başlangıçta bir saat sürmesi düşünülen buluşma neredeyse üç saate yaklaşmıştı. Masadakiler yavaş yavaş ayrıldı.
Selin montunu giydi. Telefonunu kontrol etti.
Şarj yüzde 74.
Bu kez eve dönüş yolunu haritadan açtı.
Arkadaşı gülerek:
“Emin misin?” diye sordu.
“Hiç değilim.”
Kapıdan çıktılar.
Birkaç adım sonra Selin durdu.
Sağa baktı.
Sola baktı.
“Metro hangi taraftaydı?”
İkisi de gülmeye başladı.
Akşamın başladığı noktaya uygun bir finaldi aslında.
Bomonti’de plansız başlayan bu küçük hikâyenin sonunda büyük bir olay olmadı. Kimse hayatını değiştiren bir karar vermedi, olağanüstü bir şey yaşanmadı. Sadece yanlış bir sokak, bitmek üzere olan telefon şarjı, tesadüfen başlayan birkaç sohbet ve normalden biraz daha uzun süren bir akşam vardı.
Belki de bazı gecelerin akılda kalması için bundan fazlası gerekmiyor.
