Saat gece yarısına yaklaşıyordu. Ceyda kaldırımın kenarında durmuş, bir elinde telefonuyla karşı taraftaki ışıklara bakıyordu. Beş dakika önce gayet normal ilerleyen gece, gelen tek bir mesajdan sonra garip bir hale dönüşmüştü.
Mesajı tekrar okudu.
Sonra ekranı kapattı.
İki adım yürüdü.
Durdu.
Telefonu yeniden açtı.
“Yok,” dedi kendi kendine. “Bu gece bunu yapmayacağım.”
Telefonu çantasına koydu. Fakat birkaç saniye sonra fikrini değiştirdi. Yeniden çıkardı. İnsan bazen bir karar verir ama kendi verdiği karara ilk itiraz eden yine kendisi olur ya, tam olarak öyle bir andı.
O sırada Mecidiyeköy her zamanki gibi kendi telaşındaydı. Birileri metroya yetişmeye çalışıyor, birkaç kişi yol kenarında taksi bekliyor, uzaktan korna sesleri geliyordu. Ceyda ise bütün bu hareketliliğin ortasında yaklaşık iki metrekarelik bir alanda ileri geri yürüyordu.
Sonunda kararını verdi.
Telefonun güç düğmesine uzun bastı.
Ekranda kapatma seçeneği çıktı.
Bastı.
Telefon kapandı.
“Tamamdır,” dedi.
Sonra yüzündeki ifadeden anlaşıldığı kadarıyla kendisi de ne yaptığından pek emin değildi.
Ceyda o gece birkaç saat boyunca telefonunu tamamen kapatmaya ve kimseye nereye gittiğini söylemeden tek başına dolaşmaya karar vermişti. Büyük bir karar değildi belki ama onun günlük alışkanlıkları düşünüldüğünde pek normal de sayılmazdı.
Aslında Gece Gayet Normal Başlamıştı
Ceyda’nın akşam için yaptığı plan son derece sıradandı.
Bir arkadaşıyla buluşacaktı. Kahve içilecek, biraz konuşulacak, belki bir şeyler yenilecek ve ardından eve dönülecekti. Hatta Ceyda evden çıkarken “Bu gece erken dönerim” diye düşünmüş.
Bu cümlenin gece hayatında ne kadar tehlikeli olduğunu sonradan kendisi de kabul ediyor.
“Ne zaman erken döneceğim desem kesin bir şey oluyor,” diye anlatıyor.
Arkadaşı son anda gelemeyeceğini yazınca Ceyda önce doğrudan eve dönmeyi düşünmüş. Zaten gün içinde yorulmuştu. Üstelik hava da insanı saatlerce sokakta dolaşmaya çağıracak cinsten değildi.
Metroya doğru yürümeye başlamış.
Sonra durmuş.
“Ben niye eve gidiyorum?” diye düşünmüş.
Ortada eve dönmesini gerektiren bir durum yoktu. Sadece plan iptal olmuştu.
Planın iptal olmasıyla gecenin bitmesinin aynı şey olmadığını da tam o anda fark etmiş.
Tek Bir Mesaj Bütün Planı Değiştirdi
İşte telefonuna gelen o mesaj da bu sırada gelmiş.
Başka bir tanıdığı nerede olduğunu soruyordu.
Ceyda cevap yazmaya başladı:
“Mecidiyeköy’deyim, şimdi eve…”
Yazmayı bıraktı.
Mesajı sildi.
Telefon ekranında peş peşe başka bildirimler belirdi.
Bir sosyal medya bildirimi.
Bir grup mesajı.
Bir başka mesaj.
Sonra yine bir bildirim.
Ceyda birkaç saniye ekrana bakmış.
“Birden herkes bana bir şey söylüyor gibi geldi. Kimse aslında önemli bir şey söylemiyordu ama telefon sürekli elimdeydi. Ben de dedim ki tamam, bu gece kapatıyorum.”
Ve gerçekten kapatmış.
Telefon Kapanınca İlk Sorun Hemen Ortaya Çıktı
Karar romantik.
Uygulaması biraz daha zor.
Çünkü Ceyda telefonu kapattıktan yaklaşık üç dakika sonra nereye gideceğini bilmediğini fark etmiş.
Harita yok.
Mesaj yok.
Sosyal medya yok.
Bir mekânın açık olup olmadığını kontrol etmek yok.
“Bir anda 2004 yılına döndüm,” diye gülüyor.
Yürümeye karar vermiş.
Belirli bir hedefi olmadan.
Normalde bir yere giderken haritayı açan, mekânın fotoğraflarına bakan, yorumlarını okuyan, hatta bazen menüsünü bile önceden inceleyen Ceyda bu kez karşısına ne çıkarsa ona göre hareket edecekti.
- İki kere telefonu kontrol etmek için refleks olarak çantasına uzandı.
- Saati öğrenmek için yine telefona bakmaya çalıştı.
- Bir mekânı beğenip yorumlarına bakamayacağını fark etti.
- Bir arkadaşına fotoğraf göndermek istedi, sonra telefonun kapalı olduğunu hatırladı.
- Sonunda “tamam, gerçekten kapalı” diyerek durumu kabullendi.
Mecidiyeköy’de İlk Kez Etrafına Bu Kadar Baktığını Söylüyor
Ceyda’nın anlattığı en ilginç ayrıntılardan biri buydu.
Aynı sokaklardan daha önce defalarca geçmiş. Fakat çoğunda ya telefonda konuşuyor ya mesaj yazıyor ya da navigasyona bakıyormuş.
O gece ise yapacak başka bir şey olmadığı için etrafına bakmış.
Bir dükkânın önünde çay içen iki esnaf.
Otobüs beklerken ayakta uyuyacakmış gibi görünen bir adam.
Elinde küçük bir çiçek buketiyle hızlı hızlı yürüyen genç biri.
Bir köşede arkadaşıyla tartışan kadın.
Gece vardiyasına gidiyor gibi görünen insanlar.
Normalde bunların hiçbirinin dikkatini çekmeyeceğini söylüyor.
“Şehir aslında çok kalabalık değil,” dedi bir noktada. “Biz sürekli başka yere baktığımız için kalabalık geliyor galiba.”
Sonra kendi cümlesini düşünüp güldü.
“Biraz fazla felsefi oldu bu.”
Rastgele Seçilen Bir Masa
Bir süre sonra yorulmuş.
Karşısına çıkan küçük bir yere girip oturmuş. Mekânı daha önce görmemiş. İnternetten puanına bakmamış. Fotoğraflarını incelememiş.
Sadece içerisi hoşuna gitmiş.
“Bu kadar basitmiş aslında,” diyor.
Bir kahve söylemiş.
Masaya oturunca alışkanlıkla çantasına uzanmış.
Telefon.
Sonra vazgeçmiş.
Önündeki kahveye bakmış.
“İlk beş dakika ne yapacağımı bilemedim.”
— Tek başına oturmak garip mi geldi?
“Tek başına oturmak değil. Telefonsuz tek başına oturmak garip geldi.”
— Arada büyük fark var mı?
“Çok varmış.”
Yan Masadan Gelen Beklenmedik Soru
Ceyda kahvesini içerken yan tarafta iki kadın oturuyormuş. Bir süre sonra kadınlardan biri çantasını göstererek:
“Bunu nereden aldınız?” diye sormuş.
Ceyda cevap vermiş.
Normalde konuşma burada bitebilirdi.
Bitmemiş.
Çantadan konu kıyafetlere, oradan saçlara, sonra İstanbul’da alışveriş yapılabilecek yerlere geçmiş.
On dakika sonra üçü aynı masada konuşuyormuş.
Ceyda bunun özellikle altını çiziyor:
“Telefon açık olsaydı büyük ihtimalle kafam aşağıda olacaktı. Kadın bana soru sormaya bile çekinebilirdi. Belki de ben kısa cevap verip tekrar ekrana dönecektim.”
Sohbet uzamış.
İsimler öğrenilmiş.
İşlerden konuşulmuş.
Sonra konu İstanbul’da gece eve dönmenin zorluklarına kadar gelmiş.
Bir noktada masadaki kadınlardan biri saate bakıp:
“Saat bir olmuş,” demiş.
Ceyda şaşırmış.
Çünkü telefon kapalı olduğundan saati de takip etmiyormuş.
“İşte o anda biraz paniğe kapıldım.”
Telefonu Açacak mı, Açmayacak mı?
Çantasından telefonu çıkarmış.
Elinde birkaç saniye tutmuş.
Açmayı düşünmüş.
Sonra yeniden çantasına koymuş.
“Madem başladım, biraz daha devam edeyim dedim.”
Bu noktada Ceyda’nın kendisiyle küçük bir inatlaşmaya girdiğini söylemek yanlış olmaz.
Telefonu kapatmak artık yalnızca bildirimlerden uzaklaşmak değildi. Kendi koyduğu kurala ne kadar dayanacağını merak etmeye başlamıştı.
- Telefon eve dönmeye karar verene kadar açılmayacak.
- Bir yere gitmeden önce internetten araştırma yapılmayacak.
- Canı nereye gitmek istiyorsa oraya yürünecek.
- Saate sürekli bakılmayacak.
- Plan yapılmayacak.
Gecenin En Tuhaf Kısmı Aslında Hiçbir Şey Olmamasıydı
Buraya kadar anlatınca insan büyük bir olay bekliyor.
Olmadı.
Ceyda’nın başına film gibi bir macera gelmedi.
Kimse ona gizemli bir zarf vermedi.
Yıllardır görmediği biriyle karşılaşmadı.
Hayatını değiştirecek bir karar da almadı.
Sadece yürüdü.
Kahve içti.
Tanımadığı insanlarla konuştu.
Bir vitrinin önünde gereğinden uzun süre durdu.
Sokakta çalan bir müziği dinledi.
Bir ara canı tatlı istediği için küçük bir şey aldı.
Ve bunların hiçbirinin fotoğrafını çekmedi.
“En garip kısmı bu,” diyor. “Bir şey yapıyorsun ve kimseye göstermiyorsun.”
Bu cümleden sonra ikimiz de biraz güldük.
Peki Telefon Ne Zaman Açıldı?
Eve dönmeye karar verdiğinde.
Telefonu açmış.
Ekran gelir gelmez bildirimler peş peşe düşmeye başlamış.
Mesajlar.
Aramalar.
Grup bildirimleri.
Sosyal medya.
Bir arkadaşı:
“Neredesin sen?”
Bir diğeri:
“Uyudun mu?”
Başka biri:
“Ceyda?”
Ceyda hepsine tek tek cevap vermek yerine önce birkaç saniye ekrana bakmış.
Sonra telefonu tekrar cebine koymuş.
“Dünya dönmeye devam etmiş yani,” diye düşündüğünü söylüyor.
Ceyda’ya Göre O Gecenin En Güzel Beş Ayrıntısı
Konuşmanın sonunda “Peki aklında ne kaldı?” diye sordum.
Bir süre düşündü.
- Hiç araştırmadan oturduğu küçük mekândaki kahvenin beklediğinden güzel çıkması.
- Yan masadaki insanlarla tamamen tesadüfen başlayan sohbet.
- Normalde dikkat etmediği sokak ayrıntılarını fark etmesi.
- Yaklaşık birkaç saat boyunca saatin kaç olduğunu düşünmemesi.
- Eve dönerken gecenin başındaki halinden daha sakin hissetmesi.
Sonuncusunu söylerken biraz durdu.
“Galiba en önemlisi oydu,” dedi.
Bir Daha Yapar mı?
— Telefonu yine böyle kapatır mısın?
“Evet.”
— Ne kadar süre?
“Abartmayalım. Üç dört saat yeter.”
— Bir gün boyunca?
“Yok artık.”
— Yani çok da değişmedin?
“Ben değiştim demedim ki zaten.”
Gülüyor.
Sonra biraz düşünüp ekliyor:
“Ama arada yapılabilir. İnsan sürekli ulaşılabilir olmak zorunda değilmiş. Bunu fark ettim.”
Bazen büyük değişiklikler yapmak gerekmiyor. Birkaç saatliğine alışkanlıkların dışına çıkmak bile sıradan bir geceyi sonradan hatırlanan küçük bir hikâyeye çevirebiliyor.
Mecidiyeköy’de Gece Yarısından Sonra
Ceyda’nın gecesi büyük bir finalle bitmedi.
Eve döndü.
Ayakkabılarını çıkardı.
Telefonu masaya bıraktı.
Biriken mesajların bir kısmına cevap verdi, bir kısmını ertesi güne bıraktı.
Sonra yatağa geçmeden önce telefonuna yine uzanmış.
Tam sosyal medyayı açacakken durmuş.
“Boş ver,” deyip ekranı kapatmış.
Belki gecenin asıl tuhaf kararı telefonunu kapatması değildi. Asıl garip olan, birkaç saat sonra onu tekrar açtığında hiçbir şeyi kaçırmadığını fark etmesiydi.
Mecidiyeköy’de başlayan sıradan bir akşamdan geriye de büyük laflar değil; birkaç yeni tanışıklık, küçük tesadüfler ve Ceyda’nın daha sonra gülerek anlattığı bu hikâye kaldı.
Bir sonraki gece telefonunu kapattı mı?
Hayır.
“O kadar da değil,” diyor.
