X

Travesti Aylin Nişantaşı’nda Bulduğu 1963 Tarihli Mektubu Neden Yanına Aldı?

Mektup aslında satılık bile değildi.

Aylin’in ısrarla söylediği ilk şey bu oldu.

“Ben mektup almaya gitmedim zaten. Dükkâna girerken böyle bir şeyden haberim bile yoktu.”

O öğleden sonra Nişantaşı’nda yapacağı işler erken bitmiş. Eve dönmek yerine biraz yürümeye karar vermiş. Birkaç sokak sonra daha önce önünden geçtiği fakat hiç içeri girmediği küçük bir dükkân dikkatini çekmiş.

Vitrinde eski çerçeveler, porselen fincanlar, birkaç saat ve ne işe yaradığı ilk bakışta pek anlaşılmayan metal eşyalar vardı.

Aylin kapının önünde durdu.

İçeri baktı.

Sonra yoluna devam etti.

Üç adım sonra geri döndü.

“İnsan bazen bir yere niye girdiğini bilmiyor,” diyor. “Benimki tamamen meraktı.”

Yaklaşık yirmi dakika sonra elinde sararmış bir zarf vardı.

Zarfın üzerinde ise yalnızca bir isim ve tarih okunuyordu:

“Leman Hanım’a — İstanbul, 17 Ekim 1963”

Ne açık bir adres vardı ne de gönderen kişinin tam adı.

Aylin’in o gün planında olmayan hikâye de böyle başladı.

Her Şey Eski Bir Ayna Yüzünden Başladı

Dükkâna girdiğinde ilk dikkatini çeken şey mektup değilmiş.

Küçük, oval bir masa aynasına bakıyormuş.

Çerçevesi biraz kararmış, arka tarafında belli belirsiz çiçek desenleri bulunan eski bir ayna.

Dükkândaki adama fiyatını sormuş.

Adam aynayı eline almış, arkasına bakmış.

“Bunun takımı vardı aslında,” demiş.

Sonra tezgâhın arkasındaki kutuları karıştırmaya başlamış.

Aynanın diğer parçalarını ararken eski fotoğrafların, kartpostalların ve birkaç belgenin bulunduğu ince bir kutu çıkarmış.

İşte zarf oradaymış.

Aylin önce üzerindeki tarihi fark etmiş.

1963.

“O kadar eski görünüyordu ki insan ister istemez bakıyor,” diye anlatıyor.

Zarf kapalı değildi. Daha önce açılmış, hatta belli ki yıllar içinde birkaç kez elden geçmişti.

Aylin dükkân sahibine sormuş:

“Bunun hikâyesi ne?”

Adam omuzlarını kaldırmış.

“Bilmiyorum.”

Bazen bir hikâyenin başlaması için bundan daha etkili bir cevap yoktur herhalde.

Kutunun İçinde Başka Neler Vardı?

Aylin’in anlattığına göre kutu başlı başına küçük bir zaman kapsülü gibiydi. İçindekilerin birbirleriyle bağlantılı olup olmadığı ise belli değildi.

  • Kenarları kıvrılmış birkaç siyah-beyaz fotoğraf,
  • İstanbul’dan gönderilmiş eski bir kartpostal,
  • Üzerinde telefon numarası bulunan küçük bir kâğıt,
  • Bir tiyatro programından koparılmış gibi görünen sayfa,
  • İki boş zarf,
  • 1963 tarihli mektup,
  • Ve üzerinde yalnızca “L.” harfi bulunan küçük bir fotoğraf.

Fotoğrafın mektupla ilgisi var mıydı?

Kimse bilmiyordu.

Aylin’e göre işin en güzel tarafı da buydu.

“Her şeyin cevabını hemen bulmaya alışmışız. İsmi yazıyorsun, internette arıyorsun. Burada hiçbir şey yoktu. Sadece bir zarf, birkaç fotoğraf ve 1963.”

Mektubun İçinde Ne Yazıyordu?

Aylin burada biraz hayal kırıklığı yaşayacağımızı söyleyerek güldü.

Çünkü mektup filmlerdeki gibi büyük bir sırrı açıklamıyordu.

Gizli bir miras yoktu.

Şifreli bir mesaj yoktu.

Kimsenin hayatını değiştirecek bir itiraf da görünmüyordu.

Mektubu yazan kişi belli ki uzun süredir görüşemediği Leman isimli birine günlük hayatından bahsediyordu. Ortak tanıdıklardan söz ediyor, havanın erken soğuduğunu yazıyor ve yakın zamanda görüşmeyi umduğunu söylüyordu.

Fakat Aylin’in dikkatini çeken küçük bir bölüm olmuş.

Mektubun sonlarına doğru yazan kişi, daha önce konuştukları bir karar için acele edilmemesi gerektiğini söylüyormuş.

Kararın ne olduğu yazmıyordu.

“İşte orada merak ettim,” diyor Aylin.

— Ne kararı olabilir?

“Bilmiyorum. Zaten bütün mesele o.”

— Evlilik olabilir mi?

“Olabilir.”

— Taşınmak?

“Olabilir.”

— İş?

“O da olabilir.”

— Yani hiçbir fikrimiz yok?

“Aynen. Ama insan yine de öğrenmek istiyor.”

Aylin Mektubu Neden Satın Aldı?

Aslında satın alma kısmı biraz karışık.

Aylin dükkân sahibine fiyatını sormuş.

Adam önce satılık olmadığını söylemiş.

“O zaman niye kutuda duruyor?” diye sormuş Aylin.

Adam:

“Çünkü nereye koyacağımı bilmiyorum,” demiş.

Bir süre konuşmuşlar.

Sonunda Aylin aynayı satın almış. Dükkân sahibi de mektubu ve yanındaki birkaç eski kartpostalı ona vermiş.

“Yani teknik olarak mektubu satın almadım,” diye özellikle düzeltiyor.

Aylin dükkândan çıktığında çantasında:
  • Bir adet eski masa aynası,
  • 1963 tarihli mektup,
  • Üç eski kartpostal,
  • İsimsiz küçük bir fotoğraf,
  • Ve cevaplanmamış gereğinden fazla soru vardı.

Nişantaşı’nda Bir Kahve ve Küçük Bir Araştırma

Aylin dükkândan çıktıktan sonra eve gitmemiş.

Yakınlarda oturup kahve söylemiş.

Mektubu yeniden çıkarmış.

Zarfın önüne bakmış.

Arkasına bakmış.

Pulun üzerindeki damgayı anlamaya çalışmış.

Sonra tabii ki telefonunu çıkarmış.

“Az önce her şeyi internetten arıyoruz diye konuşuyordum, beş dakika sonra ben de internette aramaya başladım.”

İlk arama:

Leman İstanbul 1963.

Sonuç?

Hiçbir işe yaramamış.

“Sanki 1963’te İstanbul’da bir tane Leman varmış gibi aratmışım,” diye gülüyor.

Sonra mektupta geçen birkaç ismi denemiş.

Yine kesin bir sonuca ulaşamamış.

Eski Fotoğraf İşleri Biraz Daha Karıştırdı

Fotoğrafı masaya koymuş.

Siyah-beyaz karede genç bir kadın görünüyormuş. Arkasında el yazısıyla yalnızca tek harf:

L.

Bu Leman mıydı?

Belki.

Belki de değildi.

Fotoğrafın aynı kutudan çıkması bağlantılı olduğu anlamına gelmiyordu. Dükkân sahibinin yıllar boyunca farklı yerlerden aldığı eşyalar aynı kutuya karışmış da olabilirdi.

Aylin yine de fotoğrafı mektubun yanına koymuş.

“Ben kafamda çoktan Leman yaptım onu,” diyor.

— Hiçbir kanıt yok ama?

“Yok.”

— O zaman neden?

“Hikâye daha güzel oluyor.”

En azından bu konuda son derece açık.

1963 İstanbul’unu Düşünmeye Başlayınca

Aylin’in asıl ilgisini çeken şey bir süre sonra mektubun kime ait olduğundan çok, o mektubun gerçekten altmış yıldan uzun süre önce birinin elinde olması olmuş.

Birisi oturmuş.

Kâğıdı önüne koymuş.

Kalemi eline almış.

Ne yazacağını düşünmüş.

Sonra o cümleleri tek tek yazmış.

Belki yanlış yazdığı bir kelimenin üzerini çizmiş.

Zarfı kapatmış.

Postaya vermiş.

Ve yıllar sonra o zarf Nişantaşı’ndaki küçük bir dükkânda, hiç tanımadığı Aylin’in eline geçmiş.

“Bence tuhaf olan buydu,” diyor.

Bugün gönderdiğimiz mesajların çoğunu birkaç hafta sonra kendimiz bile hatırlamıyoruz. Oysa sıradan sayılabilecek birkaç cümle, fiziksel bir kâğıdın üzerinde kaldığında onlarca yıl sonra bile başka birinin merakını uyandırabiliyor.

Aylin’in en çok takıldığı soru:

“Mektubu yazan kişi, yazdığı birkaç sıradan cümlenin 60 yıldan fazla zaman sonra hiç tanımadığı biri tarafından okunacağını bilseydi ne düşünürdü?”

Peki Leman Hanım Kimdi?

Şimdilik bilmiyoruz.

Belki hiçbir zaman da öğrenemeyeceğiz.

Aylin birkaç gün boyunca ara sıra araştırmış. Mektuptaki soyadı olduğu düşünülen bir kelimeyi farklı şekillerde aramış. Eski ilanlara, dijital arşivlerde karşısına çıkan birkaç kayda bakmış.

Ama isimler çok yaygınmış.

Tarih eski.

Bilgiler eksik.

Kesin bir kişiye ulaşmak mümkün olmamış.

Bir ara Aylin’in arkadaşlarından biri “antikacıya tekrar sor” demiş.

Tekrar gitmiş.

Dükkân sahibi kutunun nereden geldiğini tam hatırlamıyormuş.

Muhtemelen yıllar önce alınan toplu bir eşyanın içinden çıktığını söylemiş.

Bu da araştırmayı neredeyse başladığı noktaya geri götürmüş.

Sonra Beklenmedik Küçük Bir Ayrıntı Fark Edildi

Mektubun zarfında çok silik bir kurşun kalem izi varmış.

Aylin bunu ilk gün fark etmemiş.

Işığa doğru tuttuğunda birkaç rakam seçilebiliyormuş.

Eski bir telefon numarası olabilir.

Bir fiyat olabilir.

Dükkânda sonradan yazılmış bir stok numarası da olabilir.

Yani yine kesin hiçbir şey yok.

Ama hikâyeye yeni bir soru eklenmiş oldu.

“Ben galiba cevaptan çok soru biriktiriyorum,” diyor.

Mektubun Sahibinin Bulunmasını İster miydi?

Bu soruyu sorduğumda Aylin hemen cevap vermedi.

Bir süre düşündü.

“Eskiden isterdim,” dedi.

— Şimdi?

“Şimdi emin değilim.”

— Neden?

“Çünkü belki hikâyesini bilmemek daha güzel.”

Aslında biraz haklı.

Gerçeği öğrendiğimizde bütün ihtimaller ortadan kalkıyor.

Leman’ın kim olduğunu bilmiyorsak farklı ihtimaller var. Mektubu yazan kişinin kim olduğunu bilmiyorsak aralarındaki ilişkinin ne olduğunu da bilmiyoruz.

Arkadaş olabilirler.

Akraba olabilirler.

Eski komşular.

İş arkadaşları.

Belki birbirini uzun süredir görmeyen iki insan.

Mektuptaki “karar” da bizim düşündüğümüz kadar önemli olmayabilir.

Belki yalnızca yeni bir palto almakla ilgilidir.

Aylin bu ihtimali duyunca güldü.

“Bütün gizemi mahvettin.”

Mektup Şimdi Nerede?

Aylin’in evinde.

Satın aldığı eski aynanın çekmecesinde saklıyor.

Fotoğraf da yanında.

Kartpostallar da.

İlk başta çerçeveletmeyi düşünmüş ama sonra vazgeçmiş.

“Çerçeveye koyunca fazla ciddi olacakmış gibi geldi,” diyor.

Arada çıkarıp bakıyor mu?

Evet.

Fakat artık internette araştırmıyormuş.

Leman’ı bulma meselesini şimdilik bırakmış.

“Belki bazı eski şeylerin bütün hikâyesini bilmek gerekmiyor. Elinde kalmış olması bile yeterince enteresan.”

Aylin’e Son Birkaç Soru

— Antikacıya yine gider misin?

“Gittim zaten.”

— Başka mektup çıktı mı?

“Hayır.”

— Hayal kırıklığı?

“Biraz.”

— Eski eşya toplamaya başladın mı?

“Hayır, evde koyacak yer yok.”

— 1963 tarihli mektubu satar mısın?

“Satmam.”

— Neden?

Bu kez cevap vermeden önce gülümsüyor.

“Leman’la aramızda artık bir bağ var.”

— Leman’ın o fotoğraftaki kadın olduğunu bile bilmiyoruz.

“Bence o.”

— Kanıt?

“Yine başladın.”

Hikâyeden geriye kalan:

Nişantaşı’nda tesadüfen girilen küçük bir dükkân, eski bir ayna ve üzerinde 17 Ekim 1963 tarihi bulunan sararmış bir zarf. Leman’ın kim olduğunu hâlâ bilmiyoruz. Belki de bu hikâyeyi ilginç yapan tam olarak budur.

Bazı Hikâyeler Tamamlanmadan Daha Güzel

Aylin o gün dükkâna girmese mektup muhtemelen hâlâ aynı kutuda duruyor olacaktı.

Belki başka biri bulacaktı.

Belki kutu yıllarca açılmayacaktı.

Belki bir taşınma sırasında kaybolacaktı.

Şimdi ise Aylin’in çekmecesinde.

Aradan altmış yılı aşkın zaman geçmiş olmasına rağmen üzerinde hâlâ bir kişinin adı var.

Leman.

Kimdi, nerede yaşadı, mektubu okuduğunda ne düşündü, bahsedilen o karar neydi?

Bilmiyoruz.

Ve galiba bu kez bilmememiz sorun değil.

Çünkü bazen bir hikâyenin bütün boşluklarını doldurduğumuzda geriye yalnızca bilgi kalıyor. Birkaç boşluk bıraktığımızda ise insan düşünmeye devam ediyor.

Aylin’in Nişantaşı’nda bulduğu 1963 tarihli mektup da şimdilik tam olarak böyle bir yerde duruyor.

Gerçek bir zarf.

Gerçek bir tarih.

Ve geri kalanı hâlâ biraz muamma.

— Aylin, öncelikle Leman Hanım’dan hâlâ haber yok mu?

Yok. Zaten kadın 1963’te mektup almış. Şu anda bana Instagram’dan “merhaba mektup benimdi” diye yazmasını beklemiyorum.

— Belki ailesinden biri görür?

Olabilir. Ama o zaman da bana ilk soracakları şey “Bizim aile mektubu neden sende?” olacak. Ona vereceğim cevabı henüz hazırlamadım.

— “Antikacı verdi” dersin.

Çok ikna edici. Ardından polis merkezinde çay içeriz artık.

— O kadar dramatik değil.

Sen hikâyeyi yazıyorsun, dramatik yapan sensin. Ben dükkâna ayna almaya girdim.

— Aynayı gerçekten kullanıyor musun bari?

Hayır.

— Neden?

Çok küçük. Yüzümün yarısı görünüyor.

— Yani bütün bu hikâyenin başlangıcı olan aynanın hiçbir işlevi yok?

Dekoratif işlevi var. Bir de Leman’ı hayatımıza soktu. Daha ne yapsın ayna?

— Mektubu tekrar okudun mu?

Üç kere.

— Yeni bir şey buldun mu?

Hayır. Dördüncü kez okuyunca gizli bölüm açılacak diye düşünüyorum.

— Mektuptaki “acele etme” denilen kararın ne olduğunu hâlâ merak ediyor musun?

Evet. Kesin çok önemli bir şey olduğuna karar verdim.

— Mesela?

Evlenmek olabilir. Başka şehre taşınmak olabilir. İş değiştirmek olabilir.

— Ya perde almaksa?

Sen bu hikâyeden çıkarılacaksın birazdan.

— 1963’te perde almak da önemli olabilir.

Leman’ın hayatını küçümseme.

— Tam tersine. Belki aylardır salon perdesine karar veremiyordu.

Bak gerçekten mantıklı gelmeye başladı. Kadına “acele etme, biraz daha düşün” demişlerdir.

— Gizemi çözdük mü yani?

Hayır. Perde teorisini resmi olarak reddediyorum.

— Fotoğraftaki kadının Leman olduğuna hâlâ inanıyor musun?

Kesinlikle.

— Elimizde kanıt var mı?

Fotoğrafın arkasında L yazıyor.

— Leyla da olabilir.

Olamaz.

— Lale?

Hayır.

— Latife?

Sen kaç tane L ile başlayan kadın ismi biliyorsun?

— Konumuz o değil.

Bence biraz o.

— Lamia?

Tamam, fotoğrafı geri veriyorum antikacıya.

— Leman olduğuna dair tek dayanağın gerçekten “L” harfi mi?

Bir de içime öyle doğuyor.

— Tarih araştırmalarında oldukça güçlü bir yöntem.

Teşekkür ederim.

— İltifat değildi.

Ben öyle kabul ettim.

— Antikacıya ikinci kez gittiğinde adam seni hatırladı mı?

Hatırladı. Kapıdan girer girmez “başka mektup yok” dedi.

— Daha sen sormadan mı?

Evet.

— Demek biraz fazla soru sormuşsun ilk seferinde.

Meraklı olmak suç değil.

— Adam muhtemelen dükkânın önüne fotoğrafını asacak.

Altına da “Bu kadına eski evrak göstermeyiniz” yazar.

— Başka kutulara baktın mı?

Baktım.

— Bir şey çıktı mı?

1980’lerden kalma elektrik faturası çıktı.

— Onun hikâyesini araştırmadın mı?

Yok. O kadar da işsiz değilim.

— Belki faturanın arkasında büyük bir sır vardı.

Vardı. Elektrik pahalıymış.

— Demek bazı şeyler hiç değişmiyor.

İşte sonunda tarihi bir tespit yaptın.

— Sana biri 1963’te bir mektup gönderseydi saklar mıydın?

1963’te doğmamıştım.

— Varsayım yapıyoruz Aylin.

O zaman soruyu düzgün sor.

— Bugün biri sana el yazısıyla mektup gönderse saklar mısın?

Kesin saklarım.

— Neden?

Çünkü artık kimse mektup yazmıyor. Birisi oturup benim için kâğıda bir şey yazmışsa atmam.

— WhatsApp mesajlarını saklıyor musun?

Hayır.

— Aradaki fark?

WhatsApp’ta “naber” yazıyorlar. Mektupta en azından zahmet var.

— Sana dört sayfalık “naber” mektubu gelse?

Onu da antikacıya veririm. Altmış yıl sonra başka biri uğraşsın.

— Diyelim ki yarın Leman’ın ailesini gerçekten bulduk. Mektubu verir misin?

Tabii ki veririm.

— Hiç düşünmeden?

Biraz düşünürüm.

— Az önce “tabii ki” dedin.

İnsan fikrini değiştirebilir.

— Yaklaşık üç saniyede değiştirdin.

Hızlı düşünüyorum.

— Mektuba bağlandın mı?

Biraz.

— Tanımadığın insanların mektubuna bağlanmak tuhaf değil mi?

Bence insanların sosyal medyada hiç tanımadığı kişilerin kahvaltısını izlemesinden daha tuhaf değil.

— Güçlü cevap.

Bunu özellikle yaz.

— Yazıyorum.

Kalın yaz.

— Abartma.

Leman görürse hoşuna gitsin.

— Yine Leman’a döndük.

Bu röportaj kimin hakkında zaten?

— Son soru. Mektubun devamı bir gün ortaya çıkarsa ne yaparsın?

Önce okurum.

— Sonra?

Seni ararım.

— Neden beni?

Bu kadar uğraştın. Finali de gör.

— Ya bütün mesele gerçekten perdeyse?

Telefonunu engellerim.

— Peki Leman sonunda hangi perdeyi aldı?

Görüşme bitmiştir.

— Aylin?

— Aylin?

Bu noktada Aylin kahvesini alıp masadan kalktı. 1963 dosyası ise şimdilik kapanmadı.

Böylece Nişantaşı’nda tesadüfen bulunan eski bir zarf yüzünden başlayan Leman meselesinin ikinci bölümü de cevaptan çok yeni sorularla bitti. Aylin hâlâ fotoğraftaki kadının Leman olduğundan emin. Bizim elimizde ise bunu doğrulayacak tek şey bir “L” harfi ve Aylin’in pek bilimsel sayılamayacak “bence o” yöntemi var.

1963’te verilen o kararın ne olduğunu öğrenebilir miyiz, bilinmez. Ama perde ihtimalini Aylin’in yanında bir daha gündeme getirmemekte fayda var.

sislitravesti_0lglys: